Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

Peygamberimizin güzel huyları

Fahrettin Tacar

Tarih: 2018-11-27 / Hit: 44

 

 

MENKIBE.................... PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL HUYLARI
Türkiye Takvimi 28-29 Kasım 2018

Zâd-ül Muk­vîn ki­tâ­bın­da şöyle anlatılır:
Re­sûl aley­his­se­lâ­mın kom­şu­su bir ih­ti­yar ka­dın var­dı. Kı­zı­nı Re­sûl aley­his­se­lâ­ma gön­der­di. “Na­maz kıl­mak için ör­tü­ne­cek bir el­bi­sem yok. Ba­na, na­maz­da ör­tü­ne­cek bir el­bi­se gön­der!” di­ye yal­var­dı. Re­sûl aley­his­se­lâ­mın o an­da baş­ka el­bi­se­si yok­du. Mü­bâ­rek üzerindeki an­tâ­ri­yi çı­ka­rıp, o ka­dı­na gön­der­di.
Na­maz vak­ti ge­lin­ce, el­bi­se­siz mes­ci­de gi­de­me­di. Es­hâb-ı ki­râm “ra­dı­yal­la­hü te­âlâ aley­him ec­ma’în”, bu hâ­li işi­tin­ce;
“Re­sûl aley­his­se­lâm o ka­dar cö­mert­lik ya­pı­yor ki, göm­lek­siz ka­lıp, mes­ci­de ce­maate ge­le­mi­yor. Biz de her­şe­yi­mi­zi fa­kir­le­re da­ğı­ta­lım.” de­di­ler.
Al­la­hü te­âlâ, o anda he­men İs­râ sû­re­si­nin 29. âye­ti­ni gön­der­di. Ön­ce ha­bî­bi­ne; “Ha­sîs­lik et­me! Bir­şey ver­me­mez­lik yap­ma!” bu­yu­rup, son­ra da; “Sı­kın­tı­ya dü­şe­cek ve na­ma­zı ka­çı­ra­rak, üzü­le­cek ka­dar da da­ğıt­ma! Sa­da­ka­da or­ta­la­ma dav­ran!” bu­yur­du.
O gün, na­maz­dan son­ra, haz­ret-i Ali “ker­re­mal­la­hü vec­heh”, Re­sû­lul­la­hın ya­nı­na ge­lip; “Yâ Re­sû­lal­lah “sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem”! Bu­gün, ço­luk ço­cu­ğu­ma na­fa­ka yap­mak için 8 dir­hem gü­müş ödünç al­mış­tım. Bu­nun ya­rı­sı­nı si­ze ve­re­yim. Ken­di­ni­ze en­ta­ri alı­nız!) de­di.
Re­sûl aley­his­se­lâm çar­şı­ya çı­kıp, 2 dir­hem ile bir an­ta­ri sa­tın al­dı. Ge­ri ka­lan 2 dir­hem ile yi­ye­cek al­ma­ya gi­der­ken gör­dü ki, bir âmâ otur­muş; “Al­lah rı­zâ­sı için ve Cen­net el­bi­se­le­ri­ne ka­vuş­mak için, ba­na kim bir göm­lek ve­rir!” di­yor­du.
Al­mış ol­du­ğu en­ta­riyi bu âmâ­ya ver­di. Âmâ, an­ta­ri­yi eli­ne alın­ca, misk gi­bi gü­zel ko­ku duy­du. Bu­nun, Re­sûl aley­his­se­lâ­mın mü­bâ­rek elin­den gel­di­ği­ni an­la­dı. Çün­kü, Re­sûl aley­his­se­lâ­mın bir ker­e giy­di­ği her­şey, es­ki­yip da­ğıl­sa bi­le, par­ça­la­rı da misk gi­bi gü­zel ko­kar­dı. Âmâ duâ ede­rek; “Yâ Rab­bî! Bu göm­lek hür­me­ti­ne, be­nim göz­le­ri­mi aç!” de­di. İki gö­zü he­men açıl­dı. Re­sûl “aley­his­se­lâm”ın ayak­la­rı­na ka­pan­dı.
Re­sûl “aley­his­se­lâm” ora­dan ay­rıl­dı. Bir dir­hem ile bir an­ta­ri sa­tın al­dı. Bir dir­hem ile de yi­ye­cek sa­tın al­ma­ya gi­der­ken, bir küçük hiz­metçi kı­zın ağ­la­dı­ğı­nı gör­ünce buyurdu ki:
- Kı­zım, ni­çin ağ­lı­yor­sun?
- Bir Yâ­hudi­nin hiz­met­çi­si­yim. Ba­na bir dir­hem ver­di. Ya­rım dir­hem ile bir şi­şe ve ya­rım dir­hem ile de yağ sa­tın al de­di. Bun­la­rı alıp gi­di­yor­dum. Elim­den düş­tü. Hem şi­şe, hem de yağ git­ti. Şim­di ne ya­pa­ca­ğı­mı şa­şır­dım.
Re­sûl “aley­his­se­lâm”, son dir­he­mi­ni kı­za ver­ip buyurdu ki:
- Bu­nun­la şi­şe ve yağ al. Evi­ne gö­tür!
- Eve geç kal­dı­ğım için, Yâ­hu­d­inin be­ni dö­ve­ce­ğin­den kor­ku­yo­rum.
- Kork­ma! Se­nin­le bir­lik­te ge­lir, sa­na bir­şey yap­ma­ma­sı­nı söy­le­rim.
Eve ge­lip, ka­pı­yı çal­dı­lar. Yâ­hudi­ ka­pı­yı açıp, Re­sû­lul­la­hı “sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem” gö­rün­ce şa­şı­rıp kal­dı. Yâ­hudi­ye, ola­nı bi­te­ni an­la­tıp, kı­za bir­şey yap­ma­ma­sı için şe­faat bu­yur­du. Yâ­hudi­ Re­sû­lul­la­hın ayak­la­rı­na ka­pa­nıp dedi ki:
- Bin­ler­ce in­sa­nın baş tâ­cı olan, bin­ler­ce ars­la­nın, em­ri­ni yap­mak için bek­le­di­ği ey ko­ca Pey­gam­ber! Bir hiz­met­çi kız için, be­nim gi­bi bir mis­ki­nin ka­pı­sı­nı şe­ref­len­dir­din. Yâ Re­sû­lal­lah! Bu kı­zı se­nin şe­re­fi­ne âzâd et­tim. Ba­na îmâ­nı, İs­lâ­mı öğ­ret! Hu­zu­run­da Müs­lü­man ola­yım.
Re­sûl “aley­his­se­lâm”, ona Müs­lüman­lı­ğı öğ­ret­ti. Müs­lü­man ol­du. Evi­ne gir­di. Ço­lu­ğu­na ço­cu­ğu­na an­lat­tı. Hep­si Müs­lüman ol­du.
Bun­lar, hep Re­sû­lul­la­hın “sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem” gü­zel huy­la­rı­nın be­re­ke­ti ile ol­du.
Tam İl­mi­hâl - Se­âdet-i Ebe­diy­ye (Say­fa: 384-385)

GÜNÜN TARİHİ...................... SEYYİD ABDÜLHAKÎM-İ ARVÂSÎ
Türkiye Takvimi – 27 Kasım 2018

Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî haz­ret­le­ri; zâ­hir ve bâ­tın ilim­le­rin­de kâ­mil ve dört mez­he­bin fıkıh bil­gi­le­rin­de ma­hir bü­yük bir İs­lâm âli­mi idi. Hic­rî 1281 (m.1865)’de Baş­ka­le’de doğ­du. 27 Ka­sım 1943’de An­ka­ra’da ve­fât et­ti. Kab­ri An­ka­ra ya­kın­la­rın­da­ki Bağ­lum’dadır. Sey­yid ol­duk­la­rı Irak’­ta­ki şer’î mah­ke­me def­ter­le­rin­de ya­zı­lı­dır. Abdülhakîm-i Arvâsî haz­ret­le­ri, o za­ma­nın ilim ve ir­fan mer­ke­zi olan Irak’ın muh­te­lif yer­le­rin­de yük­sek âlim­ler­den sarf, na­hiv, lû­gat, man­tık, mü­nâ­za­ra, be­yan, ri­yâ­zi­ye, hen­de­se, me­âni, be­dî, ke­lâm, tef­sir, hadîs, fıkıh, ta­sav­vuf gi­bi ders­le­ri oku­yup 1883 se­ne­sin­de icâ­zet ala­rak mem­le­ke­ti­ne dön­dü. Da­ha son­ra Ar­vas’a gi­de­rek yük­sek tah­si­li­ni za­ma­nın en bü­yük âli­mi Sey­yid Fe­him-i Arvâsî “rahmetullahi aleyh” haz­ret­le­ri­nin huzurun­da ta­mam­la­dı. Baş­ka­le’­de ken­di pa­ra­sı ile bir med­re­se ku­ra­rak 29 yıl ders okut­tu.
1914’de Rus­lar Do­ğu’yu iş­gal edin­ce İs­tan­bul’a gel­di. 1919’da Med­re­se-tül Mü­te­has­sı­sîn’e, yani İla­hi­yat Fa­kül­te­si’ne Mü­der­ris (Or­di­nar­yüs Pro­fe­sör) ola­rak ta­yin edil­di. İs­tan­bul­’da çe­şit­li câ­mi­ler­de se­ne­ler­ce ilim neşret­ti. Pek çok kerâmetleri görüldü.
Si­yâ­se­te hiç ka­rış­ma­dı. Fitne çıkaranlardan, bö­lü­cü­lük ya­pan­lar­dan nef­ret eder­di. Sah­te ta­ri­kat­çı­lar ve câhil tek­ke şeyh­le­ri ile hiç gö­rüş­mez; genç­le­ri, İs­lâm bil­gi­le­ri­ni öğ­ren­me­ye, her­ke­se iyi­lik et­me­ye, me­m­le­ke­te, mil­le­te faydalı ol­ma­ya teş­vik eder­di.
Üni­ver­si­te men­sup­la­rı fen ve dev­let adam­la­rı, çö­zül­mez san­dık­la­rı güç bil­gi­le­ri sor­ma­ğa ge­lir, ya­nın­da bir sa­at ka­dar otu­run­ca bâzen sor­ma­dan ce­va­bı­nı ala­rak ge­ri dö­ner­ler­di. Bâzen de dün­ya­lık ve hat­ta düş­man­lık için ge­len­ler de bu­lu­nur­du. Kes­kin gö­rüş­le­riy­le ge­len­le­rin ni­yet­le­ri­ni he­men an­lar­dı.
Çok mü­te­va­zı ve al­çak gö­nül­lü idi. Ben de­di­ği işi­til­me­miş­tir. “Biz­ler he­sa­ba dâhil de­ği­liz. O bü­yük­le­rin yük­sek­lik­le­ri­ni an­la­ya­ma­yız. An­cak be­re­ket­len­mek için ya­zı­la­rı­nı oku­ruz.” bu­yurur­du. Hâl­bu­ki, ken­di­si, bu bil­gi­le­rin mü­te­has­sı­sı idi. Hoca­sı Sey­yid Fe­him-i Arvâsî haz­ret­le­ri­dir.
Ye­me­si, iç­me­si, yat­ma­sı, ko­nuş­ma­sı, sus­ma­sı, gül­me­si ağ­la­ma­sı hep dîni­mi­ze uy­gun idi. Her hâ­li is­ti­kâ­met üze­re idi. “İs­ti­kâ­met ke­râ­met­ten üs­tün­dür.” sö­zü­nü sık sık söy­ler­di. “İs­ti­kâ­met, dînin emir ve ya­sak­la­rı­na uy­mak­tır.” buyururdu.


SOHBET.............................ÎMÂN ETMEK
Türkiye Takvimi 30 Kasım 2018


Haz­ret-i Alî bu­yu­ru­yor ki:
(Öl­dük­ten son­ra tek­rar di­ril­me­ye inan­ma­yan bi­ri­ni gö­rür­sen, ona de ki: Ben ina­nı­yo­rum. Se­nin de­di­ğin doğ­ru çı­kar­sa, be­nim hiç za­ra­rım ol­maz. Be­nim de­di­ğim doğ­ru olun­ca, sen son­suz ola­rak ateş­te ya­na­cak­sın!)
İnan­ma­yan bir kim­se ölün­ce, ken­di inan­cı­na gö­re, yok ola­cak. İna­na­na gö­re ise, Ce­hen­nem­de son­suz azap gö­re­cek­tir. İna­nan bir kim­se ölün­ce, inan­ma­ya­na gö­re, yi­ne yok ola­cak. Ken­di inan­cı­na gö­re, son­suz zevk­ler, nimet­ler için­de ya­şa­ya­cak­tır. Ak­lı, bil­gi­si olan bir in­san, bu iki­sin­den han­gi­si­ni se­çer? Dün­ya iş­le­rin­de­ki, mad­de âle­min­de­ki in­ti­zam, Al­la­hü te­âlâ­nın var­lı­ğı­nı akıl sâhip­le­ri­ne ha­ber ve­ri­yor. Âhıre­tin var ol­du­ğu­nu da Al­la­hü te­âlâ ha­ber ve­ri­yor. O hâl­de; ak­lı, il­mi ola­nın, Al­la­hın var­lı­ğı­na ve bir­li­ği­ne inan­ma­sı lâ­zım­dır.



YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

İftar ve sahur yemekleri

  SAĞLIK................................ İFTAR VE SAHUR YEMEKLERİ Türkiye Takvimi - 26 Nisan 2019 Sağlık Bakanlığınca Ramazan ayının sağlıklı geçmesi ...

28 Şubat’ın civcivli günleri…

  HATIRA....................... MEDYA MARKET Türkiye Takvimi - 25 Nisan 2019 Sene 1997… 28 Şubat’ın civcivli günleri… Fetullah Gülen, heyetiyle medya...

İhlas'ın kilometre taşları

  İHLAS’IN KİLOMETRE TAŞLARI Türkiye Takvimi 22-23 Nisan 2019 1970-Hakikat Gazetesi yayına başladı. 1972-Hakikat Gazetesi’nin ismi Türkiye Gazetesi old...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı