Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

31 MART’A BAKIŞ!

Rahim Er

Tarih: 2019-03-05 / Hit: 131

“İslam âlemi”, “İslam dünyası” diye bir gerçek var mı? Çin Seddi’nden Tuna’ya, Kırım’dan Yemen’e, Fas’tan Endonezya’ya kadar üç kıta, yedi iklime yayılmış bir İslam coğrafyası ve bu coğrafya üzerinde de 1 milyar 750 milyon Müslüman mevcut olduğuna göre evet; her şeye rağmen bir İslam âlemi, İslam dünyası vardır.
Hazin olan şu ki bu dünyada baş yok ve baş olmadığı için de birlik ve beraberlik yok. Hâlbuki dünya petrol istihsalinin büyük payı bu iklimden çıkmaktadır. Üstüne üstlük bu dünyanın Türk Keneşi, Arap Birliği ve İİT-İslam İşbirliği Teşkilatı, İslam Bankası gibi kuruluşları vardır.
Milletlerarası çapta kuruluşlar olduğu ve bazı ülkelerde bazı aileler, petrol zenginliğinden çılgınlığın da ötesine geçtikleri hâlde İslam âleminde işgal, iç harp, bölünme ve fakirlik hiç ardı-arkası kesilmeden devam etmektedir.
Bunun ana amili başsızlıktır.
Devlet-i ali Osman, şeriatin de dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların da koruyucusuydu. Osmanlı Türkü, güçlü iradesiyle, Fransa’daki münasebetsizliğe de Açe’deki haksızlığa da müdahale ederek gereğini yapabiliyordu.
Osmanlı devrinde Batı’da haçlılarla, Doğu’da İran’la, kuzeyde Rusya ile ihtilaflar yaşanırdı.
1914-18’deki Büyük Harp’ten sonra bu vaziyet değişti. Türk’ün Osmanlı varlığı devreden çıkarılmıştı. İran yerindeydi. Rusya, rejim değiştirse de büyüyerek yerindeydi fakat İslam âlemi artık paramparçaydı.
İslam âleminin içinden bakarsak Osmanlı çağında bir imparatorluk Türkiye’si vardı bir de İran. Osmanlı sonrasındaysa Osmanlının temsil ettiği sancak düşürülmüş fakat beri tarafta “Vehhabilik” denen bir akım başlatılmıştı. Büyük Britanya İmparatorluğu Osmanlıyı devre dışı bırakmakla kalmamış Ehl-i Sünnet Müslümanlığın karşısına bir de Riyad merkezli adı geçen akımı çıkartmıştı. Bir tarafta tesbihin taneleri dağılmış, öbür tarafta rakipler çoğalmıştı. Bu hâl, yirminci asrın sonuna kadar böylece devam etti. Yirmibirinci asrın başındaysa bu defa yüzüne Sünni makyajı yaptırılmış DEAŞ diye bir terör örgütü sahaya sürüldü. Şia ve Vehhabi akımlar çekişirken kavgaya bir asır sonra bu terör örgütü de dâhil edildi.
İslam âlemi, bölük-pörçüktü. İstanbul tam dört asır Dar’ül Hilafe iken şimdi ismi bile geçmiyordu. Ankara bu mesuliyeti deruhte edememişti. Bu yüzden hem coğrafya hem itikadlar tahrip edildi. Batı denetimli sözde petrol devletleri, kendilerine yüklenmiş yazılımlara göre firesiz çalışırken kılık değiştirmiş Haçlı dünyası, eski sömürgeci huyunun devamı olarak Afganistan’dan başlayarak Irak, Tunus, Libya, Suriye şeklinde işgallerine devam etti ve ediyor…
Yukarıda resmettiğimiz İslam coğrafyasının büyük kısmı bugün illetlidir. Müslüman olup da iç harp, terör veya fakirlikten çekmeyen Afrika devleti yok gibidir. Yemen, Suudi Arabistan ve İran’ın kapıştığı sahaya dönmüştür. Burada açlık, had safhadadır. Filistin’le Suriye’yi anlatmaya gerek yok. Şarki Türkistan’la Arakan’ı da anlatmaya gerek yok.
57 İslam ülkesinin en az 50’si, 1 milyar 750 milyon Müslümanın en az 1 Buçuk milyarı, açlık, yokluk, işgal ve terörle boğuşuyor.
Bu vaziyetten kurtulmanın tek yolu, Büyük ve Kudretli Türkiye Cumhuriyeti’nin var olmasıdır. O, var olmasın diye 15 Temmuz darbe teşebbüsü yapıldı. Devletimiz, büyük ve kudretli olduğunda oyun seyreden değil, oyun bozan ve oyun kuran olacaktır. Pakistan Başbakanı Sn. İmran Han, Hindistan’la ara buluculuk için Türkiye’yi gösterirken asıl arzusu Türkiye’nin Pakistan’a sahip çıkmasıdır. İslam coğrafyasının her köşe bucağında yokluktan, yoksulluktan, fakirlikten, işgal ve zulümden bunalmış her İslam memleketi, Türkiye’den yardım, himmet ve himaye beklemektedir. “Senden yardım umar her düşen Dara/Yetersin onlara Güzel Ankara!” mısraları, mana ve ehemmiyetini tam da bugün kazanmıştır.
31 Mart seçimleri üzerinden tartışılan “Beka Meselesi”ne bir de bu makalenin açtığı zaviyeden bakmalı.
Büyük ve Kudretli olmak, devletimizin olmazsa olmaz şartıdır. Başkanlık Sistemine bunun için geçtik. Zayıf iktidarlarla Büyük ve Kudretli Devlet olunmaz. İktidar, iktidardır; siyasisi mahallîsi olmaz.
Şuurla fark etmeli ki 31 Mart, yalnızca 82 milyonu değil, yüz milyonlarca Müslümanı alakadar etmektedir.
Türkiye’de var olan güçlü bir iktidar, İslam âlemi için teminattır. Güçlü, kudretli olmayan bir devletin müeyyide, yaptırım kabiliyeti olmaz. 2023’e kan kaybederek değil, kuvvet toplayarak yürümek gerekir.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

KAHT-I LİDER

Türkçe’de “kaht-ı lider” diye bir terkip yoktur. Arapça olan “kaht”, kıtlık, yokluk demektir. “Rical” de yine Arapça’dır ve “erkek” demek olan “recul” kelimesinin ç...

DEVLET, KURULMADI-ÇALINMADI!

CHP’nin “devleti kuran parti” veya “Cumhuriyeti kuran parti” iddiası, baskıdan doğma galat-ı meşhur yakıştırmalardan biridir. Yabancılaşmış aydının işine geldiği iç...

31 MART’A BAKIŞ!

“İslam âlemi”, “İslam dünyası” diye bir gerçek var mı? Çin Seddi’nden Tuna’ya, Kırım’dan Yemen’e, Fas’tan Endonezya’ya kadar üç kıta, yedi iklime yayılmış bir İslam...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı