Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

İmâm-ı Ârif Sadreddîn

Vehbi Tülek

Tarih: 2013-09-27 / Hit: 1320

İmâm-ı Ârif Sadreddîn rahmetullahi aleyh, Hindistan evliyâsının büyüklerinden Hâce Behâüddîn Zekeriyyâ’nn oğludur. Zamanın büyük âlimlerinden olan babasından ilim ve feyz aldı. Ferîdüddîn Şeker Genç ve Kutbüddîn Bahtiyar Kâkî gibi büyükleri gördü. Talebelerinden Hâce Ziyâüddîn, onun güzel sözlerini “Künûz-ül-fevâid” adlı eserinde topladı. Orada Şeyh Sadreddîn’in talebelerinden birine şöyle vasiyet ettiği yazılıdır: “Peygamber efendimizin bildirdiği hadîs-i kudsîde buyuruldu ki: “Lâ ilahe illallah kal’amdır. Bunu okuyan, kal’ama girmiş olur. Kal’ama giren de, azâbımdan kurtulur.” Kal’aya (kale) girmek üç türlüdür: Zâhir, bâtın ve hakîkat ile girmek. Zâhir kal’asına giren, havf ve recâ ile Allahü teâlânın gadabından korkup, rahmetini umarak Allahtan başkasını yok etmelidir. Zîrâ bütün âlem, düşman veya dost olsa, Allahü tealânın hükmü, irâdesi olmadan hiçbir kimse, hiçbir fayda ve zarar, iyilik ve kötülük yapamaz...

Bâtınî kal’a ise şudur ölümden önce bu dünyâda olan her şey, devamlı ve bakî değildir ve yokluk kalemi onun üzerinden geçmiştir. Nitekim Hak teâlâ, er-Rahmân sûresi 26. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Yeryüzünde olan her şey fânidir” buyurdu. O hâlde dünyâda olan şeylerin varlığına ve yokluğuna bakmamalı, bâtınına, özüne bakmalıdır.

Hakîkat kal’ası şudur ki: Cennet isteği, Cehennem korkusu kalbe gelmemeli, Hak’tan başkasına kalbde yer vermemelidir. Nitekim Kamer sûresinin 54 ve 55. âyet-i kerîmelerinde meâlen; “Şüphesiz takvâ sahipleri Cennetlerde aydınlıklar içindedirler. Rıza gösterilen bir yerde... Kudretine nihâyet olmayan bir Melik’in (Allahü teâlânın) huzûrundadırlar” buyuruldu. Oraya kavuşunca, Cennet kendiliğinden kazanılmış olur. Cehennem ondan kaçar...

Bu mübarek zat, vefatına yakın, talebelerinden birine şöyle nasihat buyurdu:

“Bir nefesten bir nefese zikirsiz geçerse, o insanın vakti, zayi olur. Vesveseden ve malayanîden zikre kaçınız. Hep zikrederseniz; vesvese ve mâlâyanî, zikrin nûruyla yanar, zikrin nûru kalbe işler ve kalbde zikrin hakîkati hâsıl olur. Kalb yakîn nûrları ile nûrlanır, aydınlanır. Taliplerin maksudu, sâlihlerin maksadı budur...”

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

​İrâde etmek, başka râzı olmak başkadır

Allahü teâlâ, dünyada olacak her şeyi ezelde irâde etmiştir. Bunların içinde, kendinin yasak ettiği, râzı olmadığı şeyler de vardır.   Ahmed bin Süleymân Bâ...

“Kâdı, denizde yüzen kimse gibidir!.."

"İlmi ile amel eden âlimlere bir kusur bulup, aleyhinde söz söyleyenler çok olur!.."   Kâdı Saymerî hazretleri Hanefî mezhebi âlimlerinin büyükler...

"Sabah akşam, ateş ile azap olunurlar!"

Kâfirlere ve îman ile gidenlerden âsilere, mezârda kabir azâbı olduğunu, Resûlullah Efendimiz haber vermiştir.   İmâm-ül-Haremeyn Taberî hazretleri hadîs ve...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı