Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

Tarihî bir mevlid

Fahrettin Tacar

Tarih: 2018-03-26 / Hit: 372

 

Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahtır.
Hadîs-i şerîf

Amellerin en iyisi, yemek yedirmektir.
Hadîs-i şerîf

İnsanların kötüsü, ikiyüzlü olanlardır.
Hadîs-i şerîf

Bütün âfetlerin başı, doyuncaya kadar yemektir.
Abdullah-ı Tüsterî “Rahmetullahi aleyh”

Bir kimse bir nîmetin şükrünü yapmazsa, o nîmet elinden gider de haberi bile olmaz.
Sırrî-yi Sekâtî “Rahmetullahi aleyh”

İnsanlar arasında bulun, fakat kimseye yük olma!
Hüsameddin Mankpûrî “Rahmetullahi aleyh”

Gençliğini iyi geçirenin, ihtiyarlığının da iyi geçeceği umulur.
Molla Câmî “Rahmetullahi aleyh”
 

SOHBET
TA­Rİ­Hİ BİR MEV­LİD

Türkiye Takvimi - 26 Mart 2018

06.04.1921 ta­rih­li İk­dam Ga­ze­te­si’n­de Ya­kup Kad­ri Ka­ra­os­ma­noğ­lu şöy­le ya­zı­yor:
“... Dün Aya­sof­ya, Ba­ye­zid, Şeh­zâ­de Câ­mi­le­ri, em­sâ­li gö­rül­me­miş bir ce­ma­at­le do­luy­du. Ka­dın-er­kek, ço­luk-ço­cuk bin­ler­ce Müs­lü­man, (31 Mart 1921) Es­ki­şe­hir önün­de şe­hit dü­şen mü­bâ­rek din ve kan kar­deş­le­ri­nin rû­hu­na it­haf edi­len Mev­lid-i şe­rîf­le­re iş­ti­rak için bu mâ­bed­le­re ko­şu­yor­lar­dı.
... Dün bir­den­bi­re ken­di­mi o hey­bet­li ce­ma­a­tin için­de bu­lur bul­maz, san­dım ki ye­ni­den do­ğu­yo­rum. 10 ya­şım­dan 32 ya­şı­ma ka­dar ge­çir­di­ğim meş’um bir dev­rin bü­tün o te­sir­le­ri, iz­le­nim­le­ri bir­den­bi­re üs­tüm­den sıy­rı­lı­ver­di... Genç­li­ği­mi dol­du­ran bü­tün o şüp­he­ler, te­red­düt­ler, îmânı­mın za­yıf düş­tü­ğü o buh­ran­lı an­lar, o şey­ta­nî îmân­sız­lı­ğın sıt­ma­la­rı, bu mâ­be­din ha­va­sı için­de, bu ce­ma­a­tin sı­cak­lı­ğın­da eri­yi­ver­di. Rab­bi­me bin ke­re hamd-ü se­nâ ol­sun ki, dün­den be­ri, ha­kî­kat ve se­lâ­me­tin bir câ­mi ile ce­ma­at dı­şın­da bu­lun­ma­dı­ğı­nı bi­li­yo­rum. 5-10 se­ne­dir, Ba­tı’ya uy­mak için aç­tı­ğı­mız bü­tün o kon­fe­rans sa­lon­la­rın­da, hal­kı zor­la top­la­dı­ğı­mız o mi­ting­ler­de gö­rü­len şey­ler, işi­ti­len söz­ler, bir ho­ca­nın câ­mi­de oku­du­ğu men­kı­be­nin ve bu ce­ma­a­tin sü­kû­tu önün­de ba­na ne ka­dar ya­van ve boş gö­rün­dü­ler. Me­ğer biz, için­den çık­tı­ğı­mız ha­kî­ki âle­mi bı­ra­kıp onun ye­ri­ne yap­ma bir âlem icad et­mek is­te­mi­şiz... Ve sı­nır­lar­da as­ker­le­ri­miz bi­zi “Al­lah! Al­lah!” ses­le­riy­le sa­vun­duk­la­rı sı­ra­lar­da biz, Al­lah­tan baş­ka şey­le­re inan­mı­şız. Dün, ilk de­fa ola­rak tam açık­lık­la an­la­dım ki, bi­zim 10 se­ne­den be­ri bu hal­ka yap­tır­mak is­te­di­ği­miz şey­ler, bi­rer may­mun­luk­tan ibâ­ret­miş. Yö­nü­mü­zü ne­den bu câ­mi­le­re dön­dür­me­mi­şiz? Ni­çin bu ce­ma­a­ti bir so­kak ka­la­ba­lı­ğı hâ­li­ne sok­ma­ya ça­lış­mı­şız? O ce­ma­at ki, bü­tün bir­leş­me gü­cü­nü din­den alı­yor. Ve evi bar­kı, yur­du va­ta­nı câ­mi’dir. Ba­şı sı­kı­şın­ca ko­şup sı­ğın­dı­ğı, gön­lü fe­rah­la­yın­ca gi­dip top­lan­dı­ğı yer câ­midir. Dün ilk de­fa, câhil ve tem­bel bir kit­le san­dı­ğı­mız halk, ül­ke­nin ay­dın­la­rı­na bâzı ul­vî ha­kî­kat­le­rin sır­rı­nı öğ­ret­ti:
Bun­lar­dan bi­ri kal­bin akıl­dan üs­tün ol­du­ğu­dur. İkin­ci­si, bağ­lı­lık ve sa­mi­mi­yet; îmân ve mil­lî mu­hab­bet dı­şın­da kur­tu­luş yo­lu bu­lun­ma­dı­ğı­dır. Üçün­cü­sü mil­let ve üm­met kav­ram­la­rı­nı bir­bi­rin­den ayır­ma­mak ge­rek­ti­ği­dir...”
TÜRKİYE GAZETESİ - 25.10.2000

 

TARİH
MISIR’IN FETHİ

Türkiye Takvimi - 09 Nisan 2018

Yavuz Sultan Selim Hân’ın iki atı vardı: Akduman ve Karaduman. Sulh zamanlarında Akduman’a, harpte ise Karaduman’a binerdi. İkisi de iyi cins Arap atlarıydı. Bir bahar sabahı, Cihan Padişahı Yavuz Selim Hân, yanında can yoldaşı Hasan Can’la at gezintisi yapıyordu.
Gizli ve açık müşküllerini sadece onunla dertleşirdi. Fakat Hasan Can merak içindeydi. Çünkü Padişah, bugün Karadu-man’a binmişti. Nihayet sordu:
- Merakımı bağışla Sultanım! Karaduman pek sabırsızlanır?
- Bizim dahi sabrımızı taşırırlar.
- Başımız yoluna fedâ... Acep sıkıntınız nice ola?
- Şu Mısır Sultanı Tomanbay dedikleri, tedbirsizlik eyler... Topladığı kıptî ve diğer taifesiyle İslâm âleminde fitne çıkarır.
- Yazıklar olsun fitneciye...
- Biz dahi isteriz ki, Atalarımız gibi Avrupa illerine cihat idelüm. Fakat önce şu Mısır fesadının hâlli gerek.
- Seferimiz ne vakit Sultanım?
- At üstünde değil miyiz? Sevdiklerinle helallaş!
- Cenâb-ı Hak, niyetiniz gibi seferinizi de mübârek kıla Sultanım...
1517’de bir Mayıs sabahı, Osmanlı ordusu Üsküdar’da toplandı. Askerler sefere hazırdı. Sultan, atının üzerinde, konuştu:
- Gazilerim! Yiğitlerim! Şahbazlarım! Erlerim! Erenlerim! Askerlerim!.. Ne mutlu bize ki, Allahü teâlanın yolunda, din ve devlet uğrunda harbe gideriz. Fesat çıkaranları temizlemek, şart oldu. Bu yolda ölürsek, müjdeler olsun. Cenâb-ı Hak cümlemizin yardımcısı olsun. Âmin. Helâllaşalım.
Daha sonra Sultan Selim Hân, sefer emrini verdi:
- Yâ Allah... Bismillah...
9 Ocak Perşembe günü Meşhur Sina Çölüne gelip dayanıldı.
Bu kum deryası. O tarihe kadar bu çölü geçen ordu görül-memişti. Burada yumurta kuma konsa, pişer lop olurdu.
Yavuz Selim Hân, ordusuyla çölden geçip, Mısır’ı fethe niyetliydi.
Ön keşif yapan paşalar dediler ki:
- Bizi affediniz Sultanım! Bu kızgın çöl deryasını geçmek mümkün değildir.
Sultan Karaduman’ın üzerinde doğruldu:
- Ey Cennet yolcuları! Ey Can kardeşlerim! Bilirsiniz ki Müslümanlar, muharebe meydanından korkmazlar! İleri!...
Osmanlı ordusu, düğüne gider gibi alevli Sina Çölüne daldı. Çölün ortasına varmışlardı. Selim Hân, birdenbire Karaduman’dan yere atladı... Onu gören Vezirler, Beylerbeyleri, bütün kumandanlar, süvariler de yaya yürümeye başladılar...
Üstelik Padişah, çok saygılı bir şekilde ve önüne bakarak yürüyordu... Paşalar Hasan Can’a müracaat ettiler. O da Sultan’a sordu:
- Hayırdır İnşaallah Sultanım!... dedi. Bütün ordu merak eyler... Padişahımız acep niçin yaya yürürler?
Sultan kulağına fısıldadı:
- İki cihan Sultanı Peygamber Efendimiz, önümüzde yaya yürürlerken, biz nasıl at üstünde olabiliriz?!..
O sırada 100 yıldır yağmur yüzü görmeyen Sina Çölüne, bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Gaziler ve Mücahidler ve hayvanlar serinleyip, suya kandılar...
Mübârek Osmanlı ordusu da, şeref dolu tarihine yeni bir zafer daha ekledi. Mısır fethedildi ve Tomanbay esir alındı.


 

İçerik

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Robert koleji ve ermeniler

  TARİH............. ROBERT KOLEJİ VE ERMENİLER Türkiye Takvimi - 28 Eylül 2018 Bi­zim Ame­ri­ka­lı­lar­la ilk ta­nış­ma­mız 1797 yı­lın­da İz­mir lim...

Ana babaya hizmet

  SOHBET.............. ANA - BABAYA HİZMET Türkiye Takvimi - 26 Eylül 2018 Ana-ba­ba­ya iyi­lik et­mek, on­la­rı za­rar­dan ve sı­kın­tı­dan ko­ru­...

Türkiye Gazetesi

  Dağları yerinde duruyor görüyorsun. Halbuki bunlar, bulut gibi hareket etmektedir. (Neml sûresi: 88) Fitne uykudadır. Onu uyandırana Allahü teâlâ...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı